• istanbul eşya depolama
  • istanul şehirler arası nakliyat
  • kaçak bahis

    deneme bonusu

    casino siteleri

    canlı bahis siteleri

    deneme bonusu veren siteler

    bahis siteleri

    porno izle

    banner13

    Sevgili okurlarım,,
    Ben sürekli olarak Hukuk ile ilgili yazılar yazarak Hukukun üstünlüğünü sizlerle paylaştım.
    İnsanoğlu topluluklar halinde yaşamaya başladığı ilk günden bu yana gerek bireylerin
    birbiriyle olan ilişkilerini, gerekse toplumla olan ilişkilerini düzenleyen kurallar ve
    hukuki normlar oluşturarak hayatı daha yaşanır kılmaya çalışmışlardır.
    Yüzyıllar içinde şehirlerin, ülkelerin büyümesi ve insan topluluklarının devasa
    boyutlara ulaşmasına paralel olarak hukuk da gelişmiş ve modern anlamda bir hukuk
    müktesebatı ortaya çıkmıştır. Yani hukuk yüzyıllar içinde farklı toplumlardaki
    tecrübeler sonucunda oluşmuş bir insanlık mirasıdır aynı zamanda.
    Hal böyleyken, insanlığın ortak mirası olan hukuk müktesebatını yok sayarak sanki
    farklı bir hukuk literatürü icat ediyormuş gibi ‘İslam hukuku’ tanımlaması yapmak,
    hem fıkhın hikmetine hem de İslam’a haksızlık olur.
    Maalesef fıkıh zaman içinde kendi mecrası dışında bir tartışmanın ana ekseni gibi
    görülmeye başlandığı için fıkhın esas itibariyle günlük hayat içinde Müslümanların
    birey ve toplum olarak hayattaki sorunlarına çözümler üreten zengin birikim olduğu
    unutulmuş ve adeta bir devlet nizamı oluşturma görevi verilmiştir. Ali Bardakoğlu
    Hoca’nın günümüz Müslümanlarının fıkıh algısı konusundaki şu tespiti, meseleyi
    anlama konusunda son derece ufuk açıcı: “Fıkıh adeta dünya hayatımıza ilişkin bütün
    taleplerimizin, iddialarımızın, tasavvurlarımızın hepsini üstlenmeye başladı. Devlet
    kuracaksak da fıkha kurdurduk, komşularla ilişkileri düzenleyeceksek de fıkıh bunu
    üstlendi, bir siyasi sistem üreteceksek de fıkıh buna öncülük edecekti.” (Yüzleşme,
    s.227-228) Yine Bardakoğlu’nun ifadesiyle, ne yazık ki Müslümanlar fıkha çok fazla
    ödev yüklediler ve bütün mücadelelerini, kavgalarını fıkıh üzerinden vermeye
    başladılar.
    Bu zaviyeden bakıldığında fıkıhla pozitif hukuku çatıştırmak yerine, yüzyıllar içinde
    Müslüman dünyanın sorunlarını çözme konusunda büyük bir birikime sahip olan
    fıkhın imkanlarıyla pozitif hukukun zenginleştirilmesinin daha akla yatkın bir yaklaşım
    olduğu görülecektir.
    Kısacası pozitif hukuk fıkhın imkanlarından yararlanmalıdır, ancak fıkhı bir devlet
    nizamının esasını oluşturan hukuki kurallar bütünü olarak görmek doğru değildir.
    Ancak biliyoruz ki özellikle son yüzyılda Müslümanlar, dine dayalı bir hukuk
    sisteminin oluşmasını savunmaktadırlar.
    Allah’ın hükmüyle hükmetmeyen zalim olur. Resmi hukuk fıkıh olmalıdır. Her şeyin
    rabbi Allah olduğuna göre her zemine ve zamana İslam hukuku egemen olmalıdır.”
    (s.40)

    İnanç açısından bakıldığında doğru gibi gözüken bu argümanın, Allah’ın hükmünün
    anlaşılmasında beşer faktörünü devre dışı bıraktığına dikkat çeken Emir Kaya diyor
    ki: “dine inanmak bir konu, herhangi bir durumda hangi dini ilkenin geçerli olduğunu
    belirlemek ise ayrı bir konudur. Her halükarda bu argümanın özünde akide yani inanç
    vardır. Saf inançtan doğan önermelerin akılla ispatlanması da çürütülmesi de
    mümkün değildir. İnancın karşısında başka inanç olur.” (s.40-41)
    Ayrıca fıkha devlet mekanizması içinde ‘hukuk sistemi’ oluşturma görevi yüklemenin
    yöntemsel olarak sakıncalar doğurması da kaçınılmazdır. Bir kere fıkha dayalı bu
    hukuk düzeni hangi İslam yorumuna göre oluşacaktır?
    Unutmayalım inanca dayalı bir hukuk düzeninin oluşması, belli reddedişleri de
    beraberinde getirecektir ki bu hukukun yapısını içten içe zaafa uğratır. Kaldı ki ‘fıkıh
    hukuk düzeninin temeli olmalıdır’ şeklindeki yaklaşım, bir inanç ifadesi olduğu için
    başka inanç sahiplerinin de bu görüşe karşı çıkmaları en doğal hakları olacaktır
    Hukuktan ayrılan ülkeler hep gerilemiş,başarı elde edememiştir.
    Hukuk ayaklar altına almış kişiler başarı kazandı zannederler halbuki hep
    kaybetmişlerdir.
    Bunun örnekleri ortada.
    Hitler,Stalin,Mussolini gibileri

    Avatar
    Adınız
    Yorum Gönder
    Kalan Karakter:
    Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
    Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

    banner22

    banner21