• istanbul eşya depolama
  • istanul şehirler arası nakliyat
  • kaçak bahis

    deneme bonusu

    casino siteleri

    canlı bahis siteleri

    deneme bonusu veren siteler

    bahis siteleri

    porno izle

    banner13

    Hiç bir demokrasi katliam yapan ülkeleri ve yöneticilerine arka
    çıkmaz,çıkmamalıdır.
    otaliter ve otoriter liderlerin iktidarlarını tahkim için kullandığı
    kutuplaştırmacı nefret dili, yaşadığımız dünyayı adeta bir cehenneme
    dönüştürmüş bulunuyor.anda bunun bedelini ödüyoruz. Bu dünyadaki
    tüm demokrasiler için bir derstir. Buradaki ders, güçlü popülist liderlerin
    ulusları kendi siyasi kariyerleri için bölmesine izin verilmemesi
    gerektiğidir.”
    Ancak hemen belirtelim, demokrasiyi yozlaştıran ya da değersizleştiren
    unsurlar, sadece Netanyahu’nun öldürme heveslerinden ibaret değil.
    Zira Batı dünyasında yükselen demokrasi karşıtı dalga, yeni otokratların
    çıkması için münbit bir iklim oluşturuyor. Daha da vahim olanı
    neredeyse bütün Avrupa’nın, “Hastaneyi boşaltın, yoksa vururum”
    diyebilecek kadar gözü dönmüş Netanyahu gibi bir delinin katliamlarına
    arka çıkmasıdır. Şimdi Amerika dahil pek çok Avrupa ülkesinde, İsrail’in
    Gazze’ye yönelik ‘ölüm ablukası’nı protesto eylemleri yasaklanıyor, sivil
    muhalefet ceza ile tehdit
    Henüz demokrasi ile tanışmamış ya da demokrasi karşıtı yönetimler,
    zaten yıllardır kendi toplumlarının nefes almasını bile kontrol ediyorlar,
    bunları biliyoruz. Esas tehlike, demokrasi kültürünün geliştiği
    toplumlardaki siyasi liderlerin ve yönetimlerin demokrasi ruhunu
    zehirleyen ırkçı söylemleri ve ötekileştirici dilidir.
    Maalesef son yıllarda demokratik dünyadaki ırkçı liderlerin giderek
    güçlenmesi, hatta iktidar olması hem demokrasiye olan güveni zaafa
    uğratmış hem de eli sopalı totaliter liderlerin şeytani uygulamalarına
    meşruiyet kazandırmıştır. Mesela Netanyahu... Aslında İsrail,
    demokratik kuralların işlediği bir ülke. Ancak Netanyahu totaliter
    hedefleri uğruna hukuku baypas ederek, demokratik sistem içinde bile
    ‘ölüm makineleri’ icat edebiliyor.
    İsrail halkının, Netanyahu’nun yıllardır ülkeyi kutuplaştıran politikalarının
    bedelini ödediğini belirten Ünlü İsrailli yazar ve tarihçi Yuval Noah
    Harari’nin şu ifadeleri, demokrasinin geleceği açısından dikkat çekici bir
    uyarı niteliği taşıyor: “Netanyahu, bir yandan Filistin’le yapılabilecek

    herhangi bir barış girişimini göz ardı ederken, diğer tarafta, ulusu
    kutuplaştırarak bir siyasi kariyer inşa etti. Sistematik olarak da devlet
    kurumlarına saldırdı.
    Düne kadar bütün bu ırkçı ve ayrımcı politikalar, daha çok
    antidemokratik ülkelere ve ırkçı siyasetçilere has özelliklerdi.
    Mesela Macaristan’da Orban seçimler öncesinde, Avrupa’nın Suriyeli
    mültecilere sahip çıkması gerektiğini savunan Soros’u Müslümanları
    Avrupa’ya getirmekle suçlamış, seçim kampanyalarında ‘Müslümanlar
    geliyor’ söylemiyle Macar halkına korku salarak seçim kazanmıştı.
    Trump ise seçim kampanyalarında “Müslümanların Amerika’ya girişi
    yasaklansın” sözleriyle nefretin zirvesini bulmuştu
    Aynı şekilde Viyana Belediye Başkan Yardımcısı John Gadnas:
    “İslamlaşma, Avrupa’da yeni bir faşizmdir” söylemiyle koroda yerini
    alırken, Polonya eski Başbakanı Jarosław Kaczyński, Müslüman
    sığınmacılar için: “Bu kişilerin vücutlarındaki parazitler, belki kendileri
    için tehlikeli olmayabilir ama bizim sağlığımızı tehdit etmektedir” diyerek
    etnik nefrette adeta sınır tanımayan bir gösteri peşindeydi.
    Ama şimdi Amerika, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerin yöneticileri de bu
    ırkçı siyasetçilerle aynı çizgide buluştular ve Netanyahu’nun katliam
    korosuna katıldılar.
    Her ne kadar bu nefret politikaları, Avrupa toplumunun büyük bir bölümü
    tarafından kabul görmese de bazı Avrupalı siyasetçilerin dillendirdiği
    ırkçı söylemler, kültürel demokrasiyi esas alan Avrupa değerleri
    açısından endişe vericidir.
    Görüldüğü gibi siyasetin nefret dili bazen öylesine çılgın bir hal alıyor ki
    birazcık olsun insan olmanın erdemine inanan herkesi utandıracak
    kadar vahim...

    Daha iki gün önce ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, İsrail-
    Hamas çatışmasına ilişkin yaptığı açıklamada, “Bir din savaşının

    içindeyiz ve Gazze’yi dümdüz edin” diyerek açık bir katliam çağrısında
    bulundu. Bir insanın kanını donduracak kadar utanç verici olan bu
    ifadelerin, muhtemelen bir adım ötesi, “Bütün Müslümanları
    yeryüzünden silelim” olacaktır.
    Kabul etmek gerekiyor ki Batı dünyasında ortaya çıkan bu tatsız
    manzara, demokrasileri tehdit edecek bir fırtınanın belirtileri olarak
    gözüküyor. Bugün yaşanmakta olanın temsili demokrasinin sahne
    demokrasisine doğru bir dönüşüme işaret ettiğini belirten İtalyan siyaset

    bilimci Emilio Gentile’nin şu ifadeleri bugün yaşadıklarımızı adeta teyit
    eder nitelikte: “Demokrasi insanın kaderine bir genetik kod gibi kazınmış
    değil. Karanlık bir ırkçı söylemin iğrenç metaforuyla alışılagelmiş şekilde
    ifade edersek, bugün hiçbir topluluğun DNA’sında demokrasi yok.
    Benim değerlendirmem çok basit: Eğer demokrasi egemen halkın
    iktidarıysa ve egemen halk artık muktedir değilse, o zaman demokrasi
    artık varlığını yitirmiş veya bugüne kadar olduğundan başka bir şeye
    dönüşmüş demektir.
    Demokrasiye dört elle sarılmak insanlık görevimizdir..

    Avatar
    Adınız
    Yorum Gönder
    Kalan Karakter:
    Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
    Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

    banner22

    banner21